Obezite, Diyabet ve Metabolik Cerrahi Merkezi


Bölüm Hakkında

Günümüzün en önemli sağlık sorunlarından birisi olan obezite, kişinin yaşam konforunu negatif bir şekilde etkilemektedir. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de obezite hızla artmaktadır.  Çeşitli hastalıklara neden olduğu için sağlık harcamalarında da artışa yol açan obezitenin kalıcı tedavisi çok önemlidir. Cerrahi literatürde beden kitle indeksi 35 kg/m²’nin üzerinde olanlar aşırı şişman (obez), 40kg/ m²’nin üzerinde olanlara morbid obez, 50 kg/ m²’nin üzerinde olanlar ise süper morbid obez hasta olarak tanımlanmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü’nün 21’inci yüzyılın en önemli sağlık problemi olarak kabul ettiği obezite, her geçen gün artmaktadır. Ülkemizde ise kadınların % 43’ü, erkeklerin % 27’si fazla kilolu ya da obezite sınırında bulunmaktadır. Obezite ile mücadele etmenin yolu sağlıklı bir yaşam sürmek için fazla kilolardan uzak durmaktan geçmektedir. Diyet ve egzersiz ile fazla kilolarından kurtulamayan obez bireylerin kişiye özel cerrahi yöntemlerle kalıcı olarak kilo vermesi mümkün olabilmektedir.

Memorial Hizmet Hastanesi Obezite, Diyabet ve Metabolik Cerrahi Merkezi’nde hastalar obezite ve metabolik cerrahi uzmanı, endokrinolog, beslenme ve diyet uzmanı, diyabet veya obezite cerrahisi hemşiresinden oluşan tecrübeli ekip ve multidisipliner yaklaşımlar ile tedavi olmaktadır. Dengesiz kilo alımına neden olabilecek bir metabolik hastalığın bulunmasından, yeme bozukluklarına yol açabilen psikolojik rahasızlıklara ve sağlıksız gıda alımı alışkanlıklarına kadar her ayrıntının değerlendirildiği merkezde; egzersiz veya diyet ile kilo veremeyecek kişilere kalıcı kilo kontrolü için mide balonu ve mide küçültme ameliyatları yapılmaktadır.

Hastada tip 2 diyabet, obezite veya kilo fazlalığı, inflamasyon, hipertansiyon, kolesterol metabolizması bozukluğu gibi durumlar bir arada olduğunda, “Metabolik Sendrom”dan söz edilmektedir. Metabolik sendromda hipertansiyon ve organların ciddi hasarı damar ve kalp rahatsızlıklarına neden olarak kişide hayati riske neden olmaktadır. Metabolik cerrahide uygulanan özel bir ameliyat tekniği ile metabolik sendromun tedavi edilmesi mümkündür.

Fazla kilolar kronik hastalıklar ve kansere neden olabiliyor

Fazla kilolar, estetik kaygı oluşturmanın yanında; şeker hastalığı, yüksek tansiyon, kanser hatta kalp ve damar hastalıklarına bağlı ölümlere yol açabilmektedir. Özellikle de meme, kolon-rektum ve rahim kanserlerine bu hastalarda daha sık rastlanabilmektedir. Safra kesesi, yemek borusu, böbrek ve tiroit kanseri obezitenin neden olabileceği diğer kanser çeşitleridir.

Menopoz sonrası meme kanseri riskini artırıyor

Obezite ve kilo fazlalığı menopoz sonrası meme kanserine yakalanma riskini artırmaktadır.  Obez kadınlarda artan yağ hücreleri östrojen düzeylerinin artmasına neden olmaktadır. Bu da östrojene duyarlı meme tümörlerinin daha çabuk büyümesine yol açmaktadır.

Rahim kanserine yakalanma riski obez kadınlarda daha yüksek

Obezite hastası ve fazla kilolu kadınlar normal kilolu kadınlara göre 2-4 kat daha fazla rahim kanserine yakalanma riski taşımaktadır. Fazla kilonun rahim kanserine neden olma sebepleri henüz kesin olarak ortaya çıkarılamamıştır. Ancak diyabet ve fiziksel aktivite azlığının bu hastalığa neden olduğu düşünülmektedir. Bir diğer neden ise yağ hücrelerinden üretilen yüksek miktardaki östrojen hormonlarıdır.

Erkeklerde mide ve bağırsak hastalıklarını artırıyor

Yüksek vücut kitle indeksi erkeklerde kolorektal kanser riskini artırmaktadır. Bel bölgesi yağlanması (bel çevresinin ölçümüyle belirlenir) önemli bir nedendir. Araştırmalar obez ve aşırı kilolu kişilerde pankreas kanseri görülme sıklığının arttığını ortaya koymuştur. Bunun nedeninin ise bel çevre genişliğinin fazlalığıdır. Yüksek kilolu ve obez insanların, sağlıklı kiloda olanlara göre, yemek borusu kanserine yakalanma riski 2 kat daha fazladır. Kesin olarak bilinmese de; obez kişilerin reflü ya da barret hastalığı geçmişi olması ihtimali düşünülmektedir. Yüksek beden kitle indeksi ile birlikte safra kesesi kanseri riski de artmaktadır. Neden olarak da obez kişilerde safra taşı görülme sıklığındaki artış düşünülmektedir. Safrakesesi kanseri için safra kesesi taşları önemli bir risk faktörüdür. Tam olarak bilinmese de tiroit kanseri ve böbrek kanserinin de obez kişilerde görülme riski yüksektir.

Obezite, kişinin ömrünü kısaltıyor

Obezite birçok hastalık ve erken ölüm için önemli bir risk faktörüdür. Obezite ile yüz yüze gelen kişilerin, beraberindeki hastalıklar nedeniyle yaşam süreleri kısalmaktadır.

Başarılı ve kalıcı kilo kontrolü için: “Obezite cerrahisi”

Tedavi ve diyet programlarıyla kilo vermeyi başaramayan, Beden Kitle İndeksi (BKİ) 40’dan yüksek ya da BKİ’si 35’den yüksek ve kronik bazı hastalıkları bulunan ve bu nedenle önemli sağlık sorunları yaşayan kişilere tedavi amaçlı uygulanan cerrahi girişimlere “Bariatrik Cerrahi” ya da Obezite Cerrahisi adı verilmektedir. Obezite tedavisinde önemli bir yere sahip olan obezite (bariatrik) ameliyatlar ile hastalar normal kilolarına dönebildiği gibi, bu kişilerde obeziteyle ilişkili hastalıkların görülme sıklığını da azaltmaktadır. Yöntem olarak kapalı cerrahiyle (laparoskopik) yapılan obezite ameliyatları hastaların iyileşme zamanını kısaltmaktadır. Kilo vermek için bariatrik cerrahi olan hastalar ile olmayan hastalar karşılaştırıldığında; obezite ameliyatı olmuş kişilerin, olmayanlara göre daha az oranda obeziteyle ilişkili kanserlere yakalandığı ortaya çıkmıştır.  Ayrıca diyet ve egzersizlerle hedeflenen kilo verme girişimleri vücutta %7-10’luk bir kilo kaybı sağlarken, obezite cerrahisi olan ve yaşam tarzını değiştiren kişilerin birinci yılda %80 oranında fazla kilolarından kurtulduğu ortaya çıkmıştır.

Kimler Obezite Ameliyatı Olabilir?

Obezite cerrahisi öncesi kişinin yeme-içme alışkanlıkları, diyabet ve hayat tarzı, diğer hastalıkları değerlendirilmektedir. Cerrahi, 18-70 yaş arasında olan hastalara uygulanabilmektedir. Cerrahi işlem uygulanabilmesi için;  

  • Hastada beden kitle indeksinin 40 kg/m2’nin üzerinde olması ya da obeziteden kaynaklı hastalıklar bulunan kişilerde bu indeksin 35-40 kg/m2 arası olması
  • Tedavi edilemeyen obezite hastalığının olması
  • İlaç tedavileri ve diyet sonucunda hastalığın seyrinde değişim olmaması
  • Endokrinoloji alanına giren diğer hastalıkların bulunmaması
  • İleri düzeyde alkol veya uyuşturucu madde bağımlısı olunmaması
  • Anlama ve uyum yeteneğinin tam olması ve operasyonu takiben obezite ekibinin tavsiyelerine uyması
  • Ameliyata engel bir durumun olmaması gerekir

Obezitenin Cerrahi Tedavisinde Hangi Yöntemler Kullanılır?

Günümüzde obezite ameliyatları kapalı yöntem ile yapılarak hastanın iyileşme süresinin kısalması sağlanmaktadır. Obezite için yapılan ameliyatlarda belli başlı 3 yöntem izlenmektedir:

  • Kısıtlayıcı (restriktif) ameliyatlar
  • Besin emilimini bozucu (malabsortif) ameliyatlar
  • Kısıtlayıcı ve besin emilimini bozucu (restriktif+malabsortif) ameliyatlar

Gastrik band uygulaması gibi bazı kısıtlayıcı operasyonlar etkinliğini kaybetmiştir. Emilim bozucu operasyonların etkisi fazla olmakla beraber yan etkileri çoktur. Obezite cerrahisinde en etkin olanı, kısıtlayıcı ameliyatlar içerisinde olan laparoskopik (kapalı yöntem) sleeve gastrektomi (tüp mide) operasyonlarıdır.

Tüp Mide Ameliyatı (Sleeve Gastrektomi)

Midenin yaklaşık %80’lik kısmının cerrahi çıkarılmasıyla yapılan obezite ameliyatı şeklidir. Amaç birden çok yolakla hastanın kilo vermesini kolaylaştırmaktır. Yeni oluşturulmuş mide eski mideye göre belirgin oranda azalmış hacmiyle daha az besin ve daha az kalori alımını sağlamaktadır. Tüp mide ameliyatının en önemli avantajlarından biri de hastanın besin alımını kısıtlamanın yanında sindirim sistemindeki açlık, tokluk ve kan şekeri kontrolünü üstlenen hormonlar üzerinde oluşturduğu etkidir.

Yakın zamanlı sonuçları irdelendiğinde tüp mide ameliyatı, gastrik bypass kadar hem hastanın kilo vermesi hem diyabet gibi metabolik rahatsızlıkların tamamen düzeltilmesinde veya iyileşmesinde etkili bir ameliyattır. Ayrıca bu metabolik etkisi aynen bypasstaki gibi hastanın kilo vermesinden bağımsız olarak gerçekleşir. Ameliyattan hemen sonra hasta daha kilo vermeye başlamadan diyabete bağlı yüksek kan şekeri seviyelerinin normale doğru meyletmesi, diyabet için kullanılan ilaçların insülinin kısmen yada tamamen bırakılması gündeme gelir. İlaveten tüp mide ameliyatı gastrik bypass ameliyatıyla kıyaslandığında daha az komplikasyonun görüldüğü bir ameliyat şeklidir. Tüp mide ameliyatının avantajları; kısıtlayıcı ameliyat olması, fazlalık kiloların %50-60’ının çok kısa sürede rahatlıkla verilmesini sağlaması, yabancı bir cismin vücuda konulmaması, sindirim sisteminde gıda geçiş yolağında  bir değişiklik gerektirmemesi, hastanede yatış süresinin kısalığı, sindirim sistemindeki açlık, tokluk ve kan şekeri düzenleyici hormonları pozitif yönde etkilemesidir.

Gastrik Bypass

Gastrik bypass dünyada günümüze kadar en fazla yapılmış obezite cerrahi yöntemi olarak gösterilebilir. Birincil olarak 30-40 mililitre hacimli küçük bir mide yapılır.  Bu amaçla yemek borusu mide bileşkesindeki mide dokusundan yararlanılır. Yeni oluşturulan mideye ince bağırsaklar belirli mesafeden bağlanır. İki çeşit bypass ameliyatı vardır. Birincisinde ince bağırsaklar bir halka şekline getirilerek mideye bağlanarak yapılmaktadır. Bu operasyona “Mini Gastrik Bypass” denilmektedir. İkincisinde ise ince bağırsak ayrılıp bir ucu mideye, diğer ucu da ince bağırsağa belli bir mesafeden sonra bağlanarak yapılmaktadır. Bu tekniğe ise “Roux en Y gastrik bypass” adı verilmektedir. Küçük teknik farklar haricinde bu iki yaklaşım birbirine yakın cerrahi sonuçlar vermektedir. Etki tarzı tüp midedeki gibi kısıtlayıcıdır. Hasta daha sınırlı miktarda besin tüketebilir, gıdalar onikiparmak bağırsağına dökülen safra ve pankreas enzimleri ile buluşması gereken yerin çok daha ötesinde ince bağırsak bölümlerinde karşılanır. Böylelikle besinlerin parçalanma ve emilimi zorlaşır böylelikle bağlı emilimi bozucu bir mekanizma eklenmiş olur. Hasta özetle az yer yediği gıdalardan az yararlanır. Burada mide bağırsak sistemi hormonlarındaki değişim tüp mideye oranla daha belirgin olur. Buna bağlı olarak da açlık hissi azalır, tokluk hissi artar ve kan şekeri daha düzgün seyreder. Avantajları arasında fazla kiloların %60-90'ını hasta verebilir. Besin alımını engelleyici bir yöntemdir. Mide bağırsak sistemi hormonlarını daha bariz etkiler. Tüp mide ameliyatına göre geri dönüşümlü bir işlemdir.

Hastalar Ameliyat Sonrası Yeni Hayatlarına Kolay Uyum Sağlıyor

Hastaların bilmesi gereken önemli bir nokta ameliyattan sonra kendilerini bambaşka bir yaşamın beklediğidir. Beslenme ve diyet uzmanı kontrolünde karbonhidrattan fakir-proteinden zengin bir diyet uygulanması, az porsiyonlar fazla sayıda öğünler, iyi çiğneme alışkanlığı kazanılması, multivitamin, kalsiyum ve D vitamini takviyesinin yapılması, fizik egzersizlerin buna eklenmesi büyük önem taşımaktadır. Ameliyat sonrası hastalar küçük porsiyonlarla doyabildiği için yeni hayatlarına alışmada sorun yaşamamaktadır.

GİRİŞİMSEL YÖNTEMLER

Mide balonu uygulaması: İntragastrik balon uygulaması(ayarlanabilir mide balonu) da son dönemde yaygın olarak obezite tedavisinde uygulanmaktadır. Yapılan morbid obezite ameliyatlarının yanı sıra bu girişimsel teknikte de uygun kişilerde tercih edilmektedir. Lakin midenin işlemden önce kontrolü gerekir ve midede bir hastalığının bulunup bulunmadığının tespitinden sonra işlem uygulanmaktadır. Bu işlemin gerçekleştirileceği kişilerin, mide fıtığı olmaması ve ileri derecede reflü bulunmaması önem taşımaktadır. Balon, bu hastalıkların daha fazla artışına ve hastada ciddi şikayetlere neden olabileceği gibi yatarken mideden geri kaçan gıdaların, akciğerlere kaçarak aspirasyon pnömonisine yol açmasını da neden olabilir. Mide ülseri veya olması durumunda bu yöntem tedavi sonrasına ertelenebilir. Helikobakter pilori tesbitindeyse ilaç tedavisini takiben balon uygulaması yapılır. Balon, sleeve gastrektomi yani tüp mideye ameliyatsız alternatif ya da süper morbid obezleri daha iyi koşullarda riski azaltmak amaçlı köprüleme uygulaması olarak da planlanabilmektedir. Uygulama genel anestezi altında yaklaşık 10-15 dakikada gastroskopik olarak uygulanır, aynı gün taburcu edilir. Balon 6 ay sonra gerekirse kilo verme durumuna göre tekrar ayarlanabilir ve bir yıl sonra çıkarılır.

Mide Botoksu Uygulaması: Mideye endoskopik yöntemle Botulinum Toksini Enjeksiyonu işlemidir. Günübirlik tedavi protokolleri arasındadır. Kilo verilmesine diyetle birlikte katkı sağlar. Hasta işlem sonrası aynı gün işine dönebilmektedir.

BKİ (Beden Kitle İndeksi) Nedir?

Kilogram olarak vücut ağırlığının m² olarak boya bölünmesidir.

İdeal BKİ hesaplamasına örnek: 75 kilogram/1.70 boyX1.70boy

                                                          2,89=25,95 ( toplu-fazla kilolu)

Buna göre BKİ 6 sınıfta tanımlanmıştır.

  • Zayıf                                  18,5
  • Normal                              18,5-24,9
  • Toplu(fazla kilolu)              25-29,9 (hafif artmış diyabet ve kalp hastalığı riski)
  • Obez 1                               30-34,9 (diyabet ve diğer hastalık riskleri giderek artar)
  • Obez 2                               35-39,9 (yüksek hastalık riski)
  • Obez 3                               40 (ölümcül hastalıklar açısından risk)

Diyabetli Olan ve Olmayan Hastalara Özel Tedaviler

Memorial Hizmet Hastanesi Obezite, Diyabet ve Metabolik Cerrahi Merkezi’nde, obez hastalar, diyabetli olanlar ve olmayanlar şeklinde iki ayrılarak tedavi programına alınmaktadır. Obezite, diyabetin yanı sıra farklı birçok hastalığa da yol açabilen önemli bir sağlık sorunudur. İnsülin direnci, hipertansiyon, uyku apne sendromu, kalp yetersizliği, inme, alzheimer, pankreas, kolon, meme ve mesane kanserleri, safra kesesi hastalıkları ve mide reflüsü, obeziteye bağlı olarak ortaya çıkan rahatsızlıklar arasında en önemlileri olarak öne çıkmaktadır. Bu nedenle başvuran hastalarımızın öncelikle obeziteye yol açan sorunları tespit edilmektedir. Yapılan testlerle; hastanın diyabet, hipertansiyon ve uyku apne sendromu gibi hastalıkları olup olmadığı tespit edilebilmektedir.

Özel Beslenme Programları

Günümüzde, obezite tedavisinde akla ilk gelen yöntem cerrahi olsa da tedavinin ilk basamağını diyet, egzersiz ve beraberinde uygulanan ilaç tedavileri oluşturmaktadır. Kilo problemi olup BKİ’si 30’un altındaki kişiler, diyet ve psikolojik desteğin birlikte devam ettirildiği tedavilerden başarılı sonuçlar alabilmektedir. Bu durumda da kişinin beslenme alışkanlıkları ve beğenileri üzerine bir diyet programı oluşturulmaktadır. Diyetle birlikte yürütülen ilaç tedavilerinde, dozla ilgili doktorların verdiği kararın ardından kişinin beslenme programı da değişmektedir. Çünkü iştahı kesen ilaç, psikolojik olarak kişinin yeme isteğini de engeller. Besin alımı azaldığında ise toplam protein tüketimi öne çıkar. Boyu ve kilosuna göre öncelikle ihtiyaç duyduğu kalori ihtiyacı belirlenen kişinin bu eksiği, proteinle tamamlanma yoluna gidilir. Protein yüksek oranda hayvansal gıdalardan sağlansa da vegan veya vejetaryen kişilerde bitkisel kaynaklar gündeme gelmektedir.

Obezite ve Metabolik Hastalıklar Yaşam Kalitesini Olumsuz Etkiliyor

Obezite, sanıldığı gibi yalnız beden sağlığını değil, ruh sağlığını da olumsuz etkileyen sorundur. Normal vücut ağırlığına sahip olanlara göre aşırı kilolu bireylerde daha düşük bir benlik algısı gözlemlenmektedir. Nitekim bedensel imajdaki algılamanın bozulması, bireydeki özsaygıyı azaltır. Bu durumda depresyon sorununu beraberinde getirebilir. Bu tabloya; kaygı, cinsel işlev, uyku ve kişilik bozuklukları gibi ruhsal rahatsızlıklar da ilave olabilir. Araştırmalar, BKİ(Beden Kitle İndeksi) yükseldikçe, benlik algısının o denli azaldığını gösteriyor.

Hem Bedeni Hem de Ruhu İyileştiren Doğru Tedavi Uyumu

Obezite problemiyle başvuran hastalar, cerrahiye aday ise psikiyatrik değerlendirmeden geçirilmesi önerilir. Bu durumda psikiyatristin değerlendirmesiyle hastanın büyük bir psikiyatrik sorunu var olup olmadığı, ameliyat sonrası döneme uyum sağlama durumunu irdelenmektedir. Araştırmalar, obezitenin kendi psikopatolojisinin yanında diğer psikiyatrik rahatsızlıklarla birlikte sık görüldüğünü de gösteriyor. Hastanın tedavisinde obezite kaynaklı psikolojik rahatsızlık durumunun ortadan kaldırılması gerekmektedir. Bu durum, obeziteyi tetikleyip ve kişinin yeme davranışında bulunmasına neden olan psikolojik sıkıntıların tedavisiyle hastanın kilolarından kalıcı şekilde kurtulabilmesini sağlamaktadır

Psikiyatrik destekle obez kişiye sağlıklı ve akılcı düşünme, daha iyi hissetme ile içinde bulunduğu sorunla daha sağlıklı başa çıkma davranışı kazandırılması amaçlanmaktadır. Kişinin düşünsel(bilişsel) yapısına, işlevi olmayan çarpık düşüncelerin yerine, bunların yerini alacak daha işlevsel düşünceler koyarak, yanlış giden yeme ya da yememe davranışı düzeltilmektedir. Örneğin; kişi basamaklı kilo verebilirken, belli bir kiloda takılabilir. Sonuçta da diyeti bozarak, yemeyi hızlandırdığından verdiğinden daha fazlasını alır. Böyle olmakla birlikte hedefleri çok yüksek tutmamak da gerekir. Altı aylık takipte mevcut kilonun yüzde 5-10’unu kaybetmek ideali olmalıdır. Kişi; diyet, egzersiz veya terapiye başladığında 80 kg ise bu sürede en fazla 4-6 kg vermesi gerekir. Daha sonra ise yine hedefle kademeli bir şekilde aşağıya çekilmesi sağlanabilir.

Tedavide Kalıcı Kilo Kontrolü

Diyet, egzersiz, yaşam şekli değişikliği veya medikal tedavinden fayda göremeyen obezite hastalarında cerrahi gündeme gelmektedir. Tedavi amaçlı uygulanan cerrahi girişimlere bariatrik veya obezite cerrahisi denir. Böylelikle hastaların ideal kilosuna dönebildiği gibi, obeziteye bağlı rahatsızlıkların görülme oranı da azalmaktadır. Laparoskopik (kapalı yöntem) cerrahiyle yapılan obezite ameliyatları sayesinde hastaların iyileşme süreci hızlanır. Bu ameliyatlar; genellikle 18-70 yaş grubundaki, VKİ’si 40’ın üzerindeki hastalara veya VKİ’si 35-40 arası olan ancak obeziteden kaynaklanan diğer hastalıkları bulunan hastalara uygulanır.

Diyabet ve Metabolik Cerrahi ile İlgili Merak Edilenler

Tip 2 diyabet(toplumda şeker hastalığı olarak ifade edilir) hastaları ameliyat teknikleri kullanılarak tedavi edilebilmeye başlanmıştır. Tıbbi tedavide diyabetik beslenme eğitimi, diyet, egzersiz, hatta yoğun insülin uygulanmasına rağmen arzu edilen hedefe ulaşamayanlarda Metabolik Cerrahi düşünülmelidir. Bu tedavideki amaç vücudun kullanamadığı insülini kullanılabilir hale getirmektir. Diyabetin her iki tipide organ hasarına neden olur. Genelde kilo problemi olanlarda damarları etkilemekte buda felç ve kalp krizini tetiklemektedir. Az kilolu olanlarda ise böbrek, ayak ve göz problemi gibi sıkıntılarla kendisini gösterir. Diyabet hastasının klasik tedavilerle kan şekerini kontrol altına alamıyor veya organ kaybı aşamasına yaklaşıyorsa, insülin rezervi tükenmeden cerrahi tedavi şansı için doğru bir merkeze başvurması önerilir.

Tip 2 Diyabet Nasıl Bir Hastalıktır?

Yalnızca hormonal değil, çevresel etmenler, sinirsel etmenlerin de hakim olduğu çok etkenli hastalıktır. Hastaların %90’ı diyet ve egzersize uymakta sorun yaşar. Kullanılan ilaçlarda hastalığın gidişatını ve organ hasarını engellemekte yetersiz kalabilir.

Tip 2 Diyabet Tedavisinde Metabolik Cerrahinin Yeri

Kesin olarak Tip 2 Diyabet tanısı konmuş hastalarda insülin rezervi ve aktivite durumu önemlidir. İlaveten insülin direnç hormonlarının müspet, insülin üretimine zarar veren maddelerin de düzeyinin normal olması durumunda ameliyat düşünülür. Burada hastanın kan şeker düzeyini ve diğer metabolik düzensizliklerini (kolesterol yüksekliği, kan yağları yüksekliği vb) kontrol edemiyor olması gerekmektedir.

Metabolik Cerrahinin Önemi

Normalde yediğimiz gıdalar ince bağırsağın ortasına ulaştığında biyokimyasal açıdan sindirilmiş olmaktadırlar. Bu kısımdan sonra içerik posalaşır. İnce bağırsağın yakın kısmından direnç hormonları, uzak kısmından insülin duyarlılık hormonları salınır. Yapılan ameliyatla ince bağırsağın son kısmı aktif hale getirilerek insülin duyarlılık hormonları faal hale getirilmektedir.

Metabolik Cerrahinin Başarı oranı

Ameliyatlar genellikle laparoskopik kamera yöntem ile yapılmaktadır. Karnın üzerine minik deliklerden girilerek yapılan bu operasyonlarda hastalar ameliyattan iki –üç saat sonra su içebilir, ikinci gün sulu gıdalara başlayabilir, altıncı ayda her türlü gıdayı alabilirler.

Ameliyat sonrasında %90 oranında yaklaşık 10 yıllık kontrol sağlanabilir. Hastaların ne kadar çok insülin deposu ve aktivitesi varsa ameliyattan o kadar çok başarı görürler. Hastalar üzülüp sevindiğinde kan şeker düzeyleri dalgalanma gösterebilir.

On yıldan sonra ameliyatın etkinliği azalır, insülin kullanım hızı da azalır. Ameliyat sonrası yenilen yemek miktarları azalır, istek olsa dahi fazla yiyemezler. Ameliyat sonrası aşırı diyet gereksinimi ortadan kalkmaktadır.

Hastanın organ hasar durumu ve kaç yıldır diyabet olduğu önemlidir. Genellikle 20-30 gün içerisinde kişi yeni metabolik sisteme alışarak kendisini daha iyi hissetmektedir. 60 günden sonra ise yeni yaşama tamamen alışarak uyku düzeni iyileşir günlük faaliyetleri kısmen artmaya başlar.

CANLI DESTEK