Ayak ve Bacak Sağlığı Merkezi


Tüm vücudun yükünü taşıyan ayak ve bacakların sağlıklı olması, genel sağlığın korunması ve ileride oluşabilecek hastalıkların önlenmesi bakımından oldukça önemlidir. Ayak ve bacaklarda görülen rahatsızlıklar vücuttaki farklı sistemlerden kaynaklanan pek çok hastalığın bir sonucu olarak ortaya çıkabilmektedir.  Bazı durumlarda, hayati önem taşıyan ayak ve bacak sağlığıyla ilgili bakım ve kontrollerin uzman ellerde yapılmaması, çok daha karmaşık durumlara neden olabilmektedir. Memorial Hizmet Hastanesi Ayak ve Bacak Sağlığı Merkezi, bu alanda uzman doktorlardan oluşan kadrosu ile multidisipliner bir anlayışla hizmet vermektedir.

Ayak, bacak ve eklem ağrıları başta olmak üzere;

  • Damarlardaki daralma ve dolaşım bozuklukları
  • Diyabetik arter tıkanıklıkları
  • Varisler
  • Kronik venöz yetmezlik
  • Toplardamarlarda oluşan tıkanıklardan kaynaklanan Ven trombozları
  • Venöz ülserler
  • Beyaz kan hücrelerini taşıyan lenf yollarındaki sorunlardan meydana gelen lenfanjit
  • Ayak parmak eğrilikleri (Halluks Valgus)
  • Ayak tarak kemiği bozuklukları
  • Düztabanlık
  • Taban yüksekliği
  • Diz ve kalça eklemi bozuklukları
  • Huzursuz bacak sendromu
  • Sinir uçlarında yaşanan hastalık ya da tutulmalardan kaynaklanan periferik nöropatiler
  • Diyabetik nöropati
  • Lenfödem
  • Artroz
  • Ayak ve tırnak mantarı
  • Tırnak batması
  • Nasır bakımı
  • Ayak kokusu
  • Uyuşmalar gibi birçok rahatsızlığın tedavisi ve bakımı yapılabilmektedir.

Deri döküntüleri ve kaşıntı

Ayak tabanında döküntü ve kaşıntı; toplumda sık görülen bir rahatsızlıktır. En sık mantar hastalığı nedeniyle görülmekle birlikte; sedef hastalığı, egzama gibi bazı diğer deri hastalıkları da bazen sadece ayak tabanında döküntülere neden olmaktadır. Bu sebeple ayak tabanında gelişen döküntülere doktor kontrolü dışında bilinçsizce kremler veya bitki özleri gibi başka maddeler sürmemek gerekmektedir.

Ayakta ve bacağın ayağa yakın kısımlarında gelişen deri döküntüleri, şişlik ve açık yaralar atardamar (arteryal sistem), toplardamar (venöz sistem) ve lenf sistemi (lenfatik sistem) ile ilgili problemlerin habercisi olabilir. Bu bölgeyi besleyen atardamarlardaki tıkanıklıklar şiddetli ağrı, morumsu pemberenk değişikliği ve hızla büyüyen açık yaralara yol açar.
Ayak bileği iç kısmında başlayan kaşıntılı döküntüler, ülser denilen açık yaralar bu bölgedeki venöz sistemin (toplardamar) yetmezliği durumlarında gelişebilmektedir. Diyabet, romatizmal hastalıklar, nörolojik hastalıklar, ayak ve bacak derisinde döküntülere ve açık yaralar yol açabilmektedir. Bu bölgede görülen açık yaraların tanı ve tedavisine multidisipliner yaklaşılmalıdır. Altta yatan sebep bulunmalı ve uygun yara bakımı yapılmalıdır.

Ayak ve bacakta şişlik (lenfödem)

Lenf damarlarındaki akımın bozulması sonucunda proteinden zengin lenf sıvısının yumuşak dokuda birikmesi ile lenfödem dediğimiz bacaklarda ve ayaklarda şişlik tablosu oluşmaktadır. Bu durum genetik hastalıklara bağlı olabileceği gibi; enfeksiyonlar, cerrahi girişimler, radyoterapi tedavisi, tümörler nedeniyle de gelişebilmektedir. Lenfödem tablosunda öncelikle lenfödeme yol açan sebep bulunmalıdır. Elastik bandaj kullanımı, enfeksiyonlara karşı alınan önlemler yanında bazı olgularda lenfödem cihazlarına veya cerrahi yöntemlere başvurmak gerekebilir.

Ayak kokusu:

Sosyal hayatı olumsuz yönde etkileyen bir sağlık sorunudur. Ayak kokusunun başlıca sebebi ayak terlemesi problemidir. Ayaktaki terin kendisi değil ama bu terle birlikte ortaya çıkan mantar ve bakteriler, kötü ayak kokusunun ana nedenidir. Ayak terlemesi ile oluşan nemli ortam bakteri ve mantarların üremesi için zemin oluşturmaktadır. Ayaktaki bakteriyel ya da mantar enfeksiyonu bazen sadece kokuya yol açar. Tedavi edilmediği takdirde ayak tabanı ve parmak aralarında kaşıntılı döküntüler gelişmeye başlayacaktır. Sebebe yönelik olarak verilen tedavilerle koku sorunu giderilecektir ancak tedavinin erken bırakılması durumlarında şikayetlerde tekrarlama kaçınılmazdır. Bu sebeple doktorun önerdiği süre boyunca tedaviye devam edilmesi önemlidir. Ayak kokusunu engellemek için ayakların terlemesini en aza indirmek gerekir. Ayak terlemesi için kremler ve tıbbi roll-on şeklinde ilaçlar mevcuttur. Bunların tedavi edemediği durumlarda terleme için botoks uygulaması yapılabilmektedir. Ayak kokusu problemi olan hastaların;

• Ayaklarını sık yıkamaları
• Ayaklarını ıslak bırakmamaları
• Ayaklarını iyi kurutmaları,
• Pamuklu çorap giymeleri önerilir.

Ayak kokusuna yol açan bir diğer konu ayakların hava almasını engelleyen, ayakları terleten ucuz, plastik ve suni deri ayakkabılar kullanımıdır. Tedavilere rağmen devam eden ayak kokusunda ayakkabı seçimini gözden geçirilmesinde fayda bulunmaktadır.

Ayak nasırları:

Nasır; sürtünme, çarpma gibi tekrarlayan minör travmalara bağlı olarak gelişen bölgesel deri kalınlaşmasıdır. Ayakların özellikle ayak parmağı eklem hizaları, 5. parmak dış kenarı, ayak tabanının iç kavis dışındaki alanlarında nasırlaşma sık görülür. Nadir olarak ayak parmak aralarında da gözlenir ve mantar enfeksiyonları ile karıştırılabilir.

• Ortopedik sorunları olanlarda
• Uygun olmayan sıkan ayakkabı giyenlerde
• Uzun süre ayakta kalınan meslek sahibi olanlarda sık olmakla birlikte düzenli namaz kılan kişilerde dizlerde ve ayak üzerlerinde nasırlaşma görülebilmektedir.

Nasırlaşma ilk oluşmaya başladığında sıkıntı oluşturmazken tedavi edilmeyip kendi haline bırakılırsa ağrı yapmaya başlar. Bu aşamada tedavi zorlaşacağı için nasırlaşma başlar başlamaz bir dermatoloğa mutlaka başvurulmalıdır. Nasırların tedavisine sürme ilaçlar ve bantlar ile başlanır. Fayda görülemeyen durumlarda nasırın büyüklüğüne göre elektrokoter, kriyoterapi veya lazer işlemleri ile nasır dokusu dağlanır. Nasırın tekrarlamaması için ayağın ortopedisine uygun ayakkabılar tercih edilmeli, ayağı sıkan ayakkabılar giyilmemelidir. Ortopedik problemler varlığında ortopedi uzmanının uygun gördüğü uygun tabanlıklar kullanılmalıdır. Nasırlar ayak tabanında bulaşıcı bir viral enfeksiyon olan siğiller ile çok karışmaktadır. Bu yüzden nasır tanısı ve tedavisi mutlaka doktor tarafından yapılmalıdır.

Tırnak bakımı

• Tırnaklar da ayak sağlığında önemli bir yer teşkil etmektedir. Tırnaklarda meydana gelen şekil değişiklikleri;
• Mantar
• Bakteri enfeksiyonları
• Sedef, egzema gibi cilt hastalıkları
• Tiroit bozukluğu
• Kansızlık
• Karaciğer veya kardiyovasküler hastalıklar
• Genetik hastalıklar ya da tırnak altında yerleşen tümörlere bağlı gelişebilir.

Bu sebeple tırnakta gelişen değişikliklerde mutlaka bir dermatoloji uzmanına muayene olunmalıdır. Gerekli durumlarda kan tahlili, tırnak kültürü ya da tırnak biyopsisi yapılmalıdır. Tırnak bozukluğunun sebebi aydınlatıldıktan sonra uygun tedaviler verilmektedir. Bazen bu tedaviler tırnak bozukluğunu düzeltemeyebilir. Mantar enfeksiyonuna bağlı, uzun süredir var olup tedavi edilmemiş ve tırnak yapısının tamamen bozulduğu durumlarda ilaç tedavilerinden belirgin fayda görülmez. Ayrıca bazı kalp veya onkoloji hastalarında, böbrek ve karaciğer yetmezliği olanlarda mantara yönelik oral tedavi uygulanamayabilir.

Bu gibi durumlarda Q-switched Nd- Yag lazer uygulamalarından fayda görülebilmektedir.

Tırnak batması

Toplumda sık karşılaşılan şiddetli ağrıya yol açan bir ayak sağlığı sorunudur. Dar ayakkabı giyilmesi gibi tırnağa sürekli baskı oluşturan durumlarda tırnağın şekli bozulmaya ve çevre dokuya batmaya başlar. Batık tırnak bakteriyel enfeksiyonlara yatkınlık yaratır ve tedavi edilmeyen durumlarda halk arasında dolama adı verilen tırnak derisi enfeksiyonuna yol açar. Ayrıca ilerlemiş tırnak batması durumlarında kabarık kanamalı bir doku (granülasyon dokusu) oluşmaya başlar. Bu düzeye geldiğinde tedavi zorlaşmaktadır. Tırnak batması durumunda öncelikle;

• Ayağa uygun olmayan dar ayakkabı kullanılmaması
• Ayak terlemesi varsa bunun tedavisinin yapılması
• Ayak tırnağının oval değil dikey olarak kesilmesi önerilmektedir.

Eğer tırnakta mantar gibi bir hastalık varsa veya tırnak komşuluğundaki deride dolama dediğimiz enfeksiyon durumu geliştiyse bunlara yönelik tedavi verilmelidir. Bu önlemlere rağmen düzelme olmadığı durumlarda tırnak teli uygulaması yapılır. İlerlemiş düzeydeki tırnak batmalarında görülen granülasyon dokusu oluşmuş ise bu dokunun elektrokoter, kriyoterapi, gümüş nitrat uygulaması gibi yöntemlerle yok edilmesi sonrasında tırnak teli takılması gerekir. Bu tedaviler ile başarı sağlanmaz ise cerrahi yöntemlere başvurulur.

Diyabetik Ayak Ülserleri:

Vücutta yetersiz insülin üretimi ya da üretilen insülinin görevini yapmakta yetersiz kalmasından kaynaklanan şeker hastalığı yani diyabet, metabolik bir bozukluktur. Orta ve küçük boy damarlar ile kılcal damarları da tutan diyabet hastalığı vücudun değişik organ ve doku gruplarına hasar verir. Sinir uçlarında da hasara neden olan diyabet hastalığında sıklıkla ortaya çıkan sorunlardan biri de diyabetik ayak yaralarıdır. Şeker ayağı olarak da adlandırılan bu sorun genellikle uzun süreden beri diyabeti olan hastalarda görülür. Ortalama 4 diyabet hastasından birinde görülen diyabetik ayak ülseri genelde;

• Ayaktaki sinir uçlarının hasarı (periferik nöropati)
• Bacak atardamar tıkanması nedenleriyle görülmektedir.

His bozukluğu ve beslenme kusuru olması, diyabet hastalarının ayaklarını travmalardan yeterince koruyamamasına ve kapanmayan yaraların açılmasına sebep olabilir.
Diyabetik ayak bakımındaki en önemli hedef; diyabetik ayak ülserlerinin açılmasını önlemektir. Diyabet hastalarının yılda en az bir defa “podiatri” denilen ayak bakımı muayenesini yaptırması önerilir.
Diyabetik ayak muayenesinde;

• Ayak cildinin durumu, ayak nabızlarının ve his kusurunun olup olmadığı kontrol edilir.
• Bir arter tıkanıklığı sorunu var ise ilk olarak anjioplasti ya da cerrahi yöntemler kullanılarak dolaşım bozukluğu giderilir.
• Diyabetik ülser oluşmuş ise ek olarak biyolojik yara bakım ürünleri, hiperbarik oksijen tedavisi ve VAC (Vacum Assisted Closure / negatif basınçlı yara tedavisi) gibi yöntemler kullanılabilir.

Diyabetik ayak ülserlerinin giderilmesinde multidisipliner bir anlayış önemlidir. Bu anlamda kalp ve damar cerrahisi, dermatoloji, enfeksiyon hastalıkları, ortopedi ve travmatoloji, fizik tedavi ve endokrinoloji uzmanları gibi bir çok hekimin birlikte çalışması gerekmektedir.

Varisler:

Toplardamarların genişleyip uzaması, kıvrımlı bir görünüm kazanmasına varis adı verilir. Genellikle bacaklarda görülen varisler;

• Ağrı
• Bacaklarda şişme
• Egzama ve kaşıntı
• Ciltte renk değişiklikleri gibi belirtilere yol açarlar.

Bacaklarda kramplar, ciltte kalınlaşma ve yer yer incelmeler, kanamalı ülserler açılması varislerin yol açtığı diğer sorunlardır. Ayrıca “huzursuz bacak sendromu” adı verilen gece uykusunda istemsiz bacak hareketlerinin de sebeplerinden birisi olduğu yönünde görüşler vardır. Günümüzde varislerin tedavisinde endovenöz lazer ya da radyo frekans enerjisi ile ablasyon, “skleroterapi” (damar içine verilen kimyasal madde ile varislerin ortadan kaldırılması) ve “epidermal lazer” (cilt yüzeyine lazer) gibi uygulamalar kullanılmaktadır. Çok az sayıda hastada klasik cerrahi tedavi gerekli görülmektedir.

Kronik venöz yetmezlik:

Bacak toplardamarları içinde bulunan kapakların görevini yapamaması ve kalbe taşıması gereken kanı geriye kaçırması (reflü) sonucu, kanın uzun yıllar ayakta birikmesiyse ortaya çıkan durumdur. Toplardamarlar derin sistem, yüzeysel sistem ve bu iki toplardamar sistemini birbirine bağlayan “perforan” sistem olarak üç ayrı bölümde incelenir. Venöz yetmezlik bu üç sistemde de bulunabilir. Kronik venöz yetmezlik;

• Günün ilerleyen saatlerinde bacaklarda hissedilen ağrı
• Bacak ve ayak bileklerinde şişlik
• Bacaklarda hissedilen yorgunluk ve ağırlaşma hissi
• Bacak derisinin parlak bir görünüm alarak incelmesi
• Ayak bileğinde kahverengi lekeler oluşması
• Ayak bileklerinde kapanmayan yaraların oluşması gibi belirtiler verebilmektedir.

Renkli Doppler Ultrasonografi, toplardamar sisteminin incelenmesinde ve tedavi biçiminin seçiminde vazgeçilmez bir yoldur. Venöz yetmezliğinin bulunduğu lokalizasyona göre endovenöz lazer ya da radyofrekans ablasyon, skleroterapinin yanı sıra masaj, kompresyon cihazları, özel bandaj ve çoraplar gibi uygulamalar yapılmaktadır.

Venöz ülserler:

Venöz yetmezlik ve varislerin ileri evresinde, genellikle ayak bileği çevresinde oluşan ciltteki yaralardır. Toplardamarlar içerisindeki kapakların yetersizliği sonucu gelişen ödem ve ciltteki beslenme bozukluğu bu ülserlere yol açar. Tedavisinde altta yatan venöz yetmezlik ve varislerin iyileştirilmesi ile birlikte ciltteki yaranın kapanması için biyolojik yara örtüleri, ödemin giderilmesi için masaj, kompresyon cihazları, bandaj ve basınçlı çoraplar kullanılır.

Ven trombozları:

Toplardamar hastalıkları içerisinde en tehlikeli olanlarıdır. Bulunduğu damar içinden kopan pıhtı dolaşım ile akciğerlerin damarlarına ulaşarak burada tıkanmalara yol açabilirler. “Pulmoner emboli” adı verilen bu durum ölümcüldür. Hareketsiz kalmaya sebep olan uzun yolculuklar, özelikle de uçak yolculukları sonrasında, uzun süre yatakta kalmayı gerektiren hastalıklarda, ortopedik operasyonlar sonrasında ve gebelik döneminde sık görülen bir hastalıktır. Bazı genetik yapıdaki insanlarda bu hastalığa daha sık rastlanır. Aile öyküsü önemlidir. Hastalığın tanısının erken konması ve tedavisi pulmoner embolinin önlenmesi bakımından çok önemlidir. Tedavisinde genel olarak damar içindeki pıhtının eritilmesini sağlayan özel ilaçlar ve endovasküler girişimlerle pıhtının bulunduğu yerden temizlenmesi yöntemleri birlikte kullanılır.

Lenfanjit:

Dolaşım sisteminde atardamar ve toplardamardan sonra üçüncü sırada gelen lenf kanallarında gelişen iltihap olarak tanımlanabilir.
• Kızarıklık
• Ağrı
• Ateş
• Bölgesel lenf bezlerinde şişme ile seyretmektedir.

Ciltteki bir çatlak veya yaralanma sonrasında görülebilen Lenfanjit tırnak mantar enfeksiyonuna eşlik edebilir. Genellikle “Streptokok” grubu bakteri enfeksiyonu sonucu oluşur. Erken dönem tedavisinde çeşitli antibiyotikler ve lokal solüsyonlar ve yatak istirahati gerekir. Erken dönem sonrasında kalıcı ödem gelişmemesi için masaj, egzersiz, kompresyon cihazları bandaj ve basınçlı çoraplar kullanılır.



CANLI DESTEK